festival etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
festival etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Aralık 2012 Pazartesi

DAY 6 CARTAGENA



Cartagena'da ikinci güne Cafe Del Reloj'da yine taze meyve sulu bir kahvaltıyla başladık, bugün niyetimiz eski şehir dışına çıkmaktı.






Surların dışında yolun karşısındaki sokaklar oldukça sessiz ve sakindi geldiğimizden beri hep hareket içinde gördüğümüz Cartagena için durum çok olağan değildi, kısa süre sonra da süslenmiş pencereler ve kendini simsiyah boyamış gençleri görünce durumun normal olmadığını anladık. Biz farkında değildik ama Cartagena'nın bağımsızlık bayramına denk gelmiştik.




Köşe başında bekleyen gençler eğer para vermezseniz ellerindeki boyalı sopaları size değdirerek sizi siyaha boyuyorlardı, bir çeşit festival geleneği diye düşünürken bu seferde ellerindeki köpükleri bize fışkırtmaya çalışanlar çıktı, kurtuluşumuz yoktu, baştan aşağı köpük banyosundan sonra tekrar otele döndük.




 

Öğlen ilk gün gözümüze kestirdiğimiz Bogota'dan tanıdık El Corral'de bir hamburger ve üzerine Gelataria Paradiso'da nefis dondurmalar yedik. 


El Corral
Gelateria Paradiso


Cafe Zebra
Sokaklar gittikçe kalabalıklaşmakta ve garip kıyafetler giymiş halk surlara doğru yürümekteydi
ben bu festivalden yeterince nasibimi aldığımı düşündüğümden polisin yanından  ayrılmadım, aşağıdaki fotoğraflar cesur eşime ait.










Akşam yemeği için tercihimiz ise evvelsi akşam nefis kokteyllerini içtiğimiz Juan Del
Mar Cafe'ydi.



DAY 6 CARTAGENA



Cartagena'da ikinci güne Cafe Del Reloj'da yine taze meyve sulu bir kahvaltıyla başladık, bugün niyetimiz eski şehir dışına çıkmaktı.






Surların dışında yolun karşısındaki sokaklar oldukça sessiz ve sakindi geldiğimizden beri hep hareket içinde gördüğümüz Cartagena için durum çok olağan değildi, kısa süre sonra da süslenmiş pencereler ve kendini simsiyah boyamış gençleri görünce durumun normal olmadığını anladık. Biz farkında değildik ama Cartagena'nın bağımsızlık bayramına denk gelmiştik.




Köşe başında bekleyen gençler eğer para vermezseniz ellerindeki boyalı sopaları size değdirerek sizi siyaha boyuyorlardı, bir çeşit festival geleneği diye düşünürken bu seferde ellerindeki köpükleri bize fışkırtmaya çalışanlar çıktı, kurtuluşumuz yoktu, baştan aşağı köpük banyosundan sonra tekrar otele döndük.




 

Öğlen ilk gün gözümüze kestirdiğimiz Bogota'dan tanıdık El Corral'de bir hamburger ve üzerine Gelataria Paradiso'da nefis dondurmalar yedik. 


El Corral
Gelateria Paradiso


Cafe Zebra
Sokaklar gittikçe kalabalıklaşmakta ve garip kıyafetler giymiş halk surlara doğru yürümekteydi
ben bu festivalden yeterince nasibimi aldığımı düşündüğümden polisin yanından  ayrılmadım, aşağıdaki fotoğraflar cesur eşime ait.










Akşam yemeği için tercihimiz ise evvelsi akşam nefis kokteyllerini içtiğimiz Juan Del
Mar Cafe'ydi.



4 Nisan 2011 Pazartesi

LES PETITS MOUCHOIRS



Bilmemkaçıncı İstanbul Film Festivali başladı, işten
güçten vakit buldukça gidilmesi dilenen filmler çıkarıldı,
maalesef kuyrukta beklenecek vakit olmadığından pek çoğuna
bilet alınamadı ama her sene yaptığımız gibi filmden 45 dakika
evvel gidip davetiyelerini almayan davetlilerin torpilli koltuklarında
oturmanın inceliği bilindiğinden bu durum çok da dert edilmedi.

Lakin bir film vardı çok görmek istediğim keyifli, yazlık bir
Fransız filmi ama maalesef bilet yoktu, önceden gidip beklenilecek
durum da. Ne yapalım biz de önceden bilet aldığımız Atlas 00:00
seansına ''Kıyamet gecesi''ne gittik Cumartesi akşamı, film 00:15
gibi başladı, salon karardı ve jenerik dökülmeye başladı, başlayan
film '' Les Petits Mouchoirs'' dı hem şaşırdık hem çok sevindik
süper bir film seyrettik. Meğerse''Kıyamet gecesi'' gösterimi ertelenmiş
yerinede bu film gösterilmiş.

Kıssadan hisse istemekten vazgeçmeyin, hala iki ayrı seansda
seyredebileceğiniz bu filmi kaçırmayın, keyifli dediysem de sonunda
göz yaşlarınızı tutmak için kendinizi çok zorlamayın!

LES PETITS MOUCHOIRS



Bilmemkaçıncı İstanbul Film Festivali başladı, işten
güçten vakit buldukça gidilmesi dilenen filmler çıkarıldı,
maalesef kuyrukta beklenecek vakit olmadığından pek çoğuna
bilet alınamadı ama her sene yaptığımız gibi filmden 45 dakika
evvel gidip davetiyelerini almayan davetlilerin torpilli koltuklarında
oturmanın inceliği bilindiğinden bu durum çok da dert edilmedi.

Lakin bir film vardı çok görmek istediğim keyifli, yazlık bir
Fransız filmi ama maalesef bilet yoktu, önceden gidip beklenilecek
durum da. Ne yapalım biz de önceden bilet aldığımız Atlas 00:00
seansına ''Kıyamet gecesi''ne gittik Cumartesi akşamı, film 00:15
gibi başladı, salon karardı ve jenerik dökülmeye başladı, başlayan
film '' Les Petits Mouchoirs'' dı hem şaşırdık hem çok sevindik
süper bir film seyrettik. Meğerse''Kıyamet gecesi'' gösterimi ertelenmiş
yerinede bu film gösterilmiş.

Kıssadan hisse istemekten vazgeçmeyin, hala iki ayrı seansda
seyredebileceğiniz bu filmi kaçırmayın, keyifli dediysem de sonunda
göz yaşlarınızı tutmak için kendinizi çok zorlamayın!

13 Nisan 2009 Pazartesi

KADIKÖYDEKİ VAHA FAUNA


Festivalin bizim için bir başka önemli durağı şüphesiz Reks sineması, aslına bakılırsa festival dışında çok da fazla ziyaret etmediğimiz öğrencilik yıllarımızdan kalan hali ile bize daha çekici gelen mekan.

Asya tarafında oturanların genelde kabul ettiği bir durum Kadıköyde standartların üstünde lezzetli yemek yiyebileceğiniz mekanların azlığıdır. Bunların başında bizim için Çiya gelir ki onu bir başka yazıya saklıyorum, bizim için ikinci mekan ise yaklaşık 4 yıldır sektirmeden gittiğimiz Fauna, haftasonları arkadaşlarla beraber saatlerce oturup çok lezzetli yemekler eşliğinde sohbet ettiğimiz, bazen duruma göre sadece salata yiyip çıktığımız ama Kadıköy'e her indiğimizde mutlaka uğradığımız şirin, ufak restoran.
İç mekandan görüntüler
Karatahta menü

Reksten dümdüz aşağıya indiğinizde köşede Seven resim galerisinin tam karşısında çıkıyor karşınıza.Sahibi ve başaşçısı İbrahim bey tüm yemekleri birinci kalite malzeme kullanarak ve büyük titizlikle hazırlıyor, beğenmediği domatesi , zeytini asla yemeğine eklemiyor ve işte bu yüzden Fauna'dan hep tebessümle ayrılıyorsunuz.

Normalde makarna servisi yapan en lüks restoran'ın şefi bile nasıl makarna hamuru açıldığını bilmezken İbrahim bey ve yardımcısı Eser bey tüm makarnaların hamurlarını kendileri açıyor, mevsimine göre her sebzenin zeytinyağlı yemeğini yapıyorlar, et yemekleri de iddialı üstelik tüm bu yemekler orjinal tariflerle defalarca denendikten sonra menüdeki yerleri alıyor.Sadece lezzetin değil sunumun da önemini biliyorlar, pek çok restoranda bulamadığımız şıklıkta geliyor tüm yemekler hep güleryüz eşliğinde.
Benim favorilerime gelince roka salatası, domatesli zeytinli makarna, ıspanaklı peynirli ravioli ve mutlaka çikolatalı sufle . Ortalama bir salata ve bir anayemek için vereceğiniz tutar ise 30 ytl civarı

Roka salatası

Favorim zeytinli domatesli makarna

Faunanın orijinal hali sadece yemeklerle sınırlı değil, belirli aralıklarla masanızın hemen yanıbaşındaki çerçevedeki albüm kapakları değişiyor, fonda her zaman güzel caz kayıtları size eşlik ediyor.Dezavantajlarına gelince özellikle Cumartesi günleri çok kalabalık oluyor toplam 4 masası olduğundan ilk seferde şansınız yaver gitmezse sakın vazgeçmeyin, Pazar günleri kapalılar diğer günlerde de misafirler terkedene kadar ama en geç 19:30 da kapatıyorlar, alkollü içecek servis etmiyorlar.
Fauna bizim her zaman daimi favorimiz,değişmemesini umduğumuz güzel bir restoran.

Afiyet olsun

KADIKÖYDEKİ VAHA FAUNA


Festivalin bizim için bir başka önemli durağı şüphesiz Reks sineması, aslına bakılırsa festival dışında çok da fazla ziyaret etmediğimiz öğrencilik yıllarımızdan kalan hali ile bize daha çekici gelen mekan.

Asya tarafında oturanların genelde kabul ettiği bir durum Kadıköyde standartların üstünde lezzetli yemek yiyebileceğiniz mekanların azlığıdır. Bunların başında bizim için Çiya gelir ki onu bir başka yazıya saklıyorum, bizim için ikinci mekan ise yaklaşık 4 yıldır sektirmeden gittiğimiz Fauna, haftasonları arkadaşlarla beraber saatlerce oturup çok lezzetli yemekler eşliğinde sohbet ettiğimiz, bazen duruma göre sadece salata yiyip çıktığımız ama Kadıköy'e her indiğimizde mutlaka uğradığımız şirin, ufak restoran.
İç mekandan görüntüler
Karatahta menü

Reksten dümdüz aşağıya indiğinizde köşede Seven resim galerisinin tam karşısında çıkıyor karşınıza.Sahibi ve başaşçısı İbrahim bey tüm yemekleri birinci kalite malzeme kullanarak ve büyük titizlikle hazırlıyor, beğenmediği domatesi , zeytini asla yemeğine eklemiyor ve işte bu yüzden Fauna'dan hep tebessümle ayrılıyorsunuz.

Normalde makarna servisi yapan en lüks restoran'ın şefi bile nasıl makarna hamuru açıldığını bilmezken İbrahim bey ve yardımcısı Eser bey tüm makarnaların hamurlarını kendileri açıyor, mevsimine göre her sebzenin zeytinyağlı yemeğini yapıyorlar, et yemekleri de iddialı üstelik tüm bu yemekler orjinal tariflerle defalarca denendikten sonra menüdeki yerleri alıyor.Sadece lezzetin değil sunumun da önemini biliyorlar, pek çok restoranda bulamadığımız şıklıkta geliyor tüm yemekler hep güleryüz eşliğinde.
Benim favorilerime gelince roka salatası, domatesli zeytinli makarna, ıspanaklı peynirli ravioli ve mutlaka çikolatalı sufle . Ortalama bir salata ve bir anayemek için vereceğiniz tutar ise 30 ytl civarı

Roka salatası

Favorim zeytinli domatesli makarna

Faunanın orijinal hali sadece yemeklerle sınırlı değil, belirli aralıklarla masanızın hemen yanıbaşındaki çerçevedeki albüm kapakları değişiyor, fonda her zaman güzel caz kayıtları size eşlik ediyor.Dezavantajlarına gelince özellikle Cumartesi günleri çok kalabalık oluyor toplam 4 masası olduğundan ilk seferde şansınız yaver gitmezse sakın vazgeçmeyin, Pazar günleri kapalılar diğer günlerde de misafirler terkedene kadar ama en geç 19:30 da kapatıyorlar, alkollü içecek servis etmiyorlar.
Fauna bizim her zaman daimi favorimiz,değişmemesini umduğumuz güzel bir restoran.

Afiyet olsun