Şanlıurfa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şanlıurfa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2011 Pazartesi

ŞANLI URFA - HALFETİ

Yol üstündeki fıstık ağaçları


Kahvaltıda yenilen ciğerleri hazmedemeden birer şişe sodamızı alıp tekrar
yollara düştük. Bu sefer istikamet merakla beklediğimiz Halfetiydi, yaklaşık
45 dakikalık bir yolculuk sonrası Halfeti sapağına vardık ve 35 km daha gidip
bu güzel kasabaya ulaştık.



Hikayesi de kendisi kadar enteresan bir yer Halfeti, Birecik barajının
yapımı sonucu sular altında kalmadan evvel yemyeşil bir kasabayken şimdi
Güneydoğu'da oldukça popüler bir turizm merkezi, eski Halfeti denilen sular
altında kalan kısımda yaşayan çok az kişi var çoğunluk devletin yaptırdığı
yeni Halfeti'deki toplu konutlarda yaşıyor. Bu durumdan da pek memnun değiller
ama mecburlar.

Halfeti'nin eski resimlerini görünce bu memnuniyetsizlik çok anlaşılabilir
öte yandan belki de Halfeti'nin bu kadar duyulmasının da sebebi aynı
ve tabi ki bir de dünyaca ünlü siyah gülleri.



Arabayı parkettikten sonra hemen kalkmak üzere olan bir teknede yerimizi alıp vakit kaybetmeden gezimize başlıyoruz.





Baraj gölünden çok denize benziyor, oldukça da derin ama sular çekilince
mezar taşlarını bile görebiliyoruz diye anlatıyor rehberimiz, öyle 20
dakikalık bir tekne gezisi değil yaklaşık 1 saati buluyor, hava mükemmel
teknedeki aile pikniğe çıkmış gibi bize de börek ve çay ikram ediyorlar,
keyifle kabul ediyoruz ikramları.



30 dakikalık yolculuk sonunda resmini görüp buralara gelmeye bizi ikna eden
sular içindeki cami minaresine varıyoruz, biraz hüzünlü bir resim, hemen
yanında eskiden çocuklarının oynadığı bahçeye şimdi tekneler yanaşan
güleryüzlü aile bize çay ikram ediyor, Savaşan köyünün son evsahipleri onlar.





Közde pişen çayın tadına doyum olmuyor gene geleceğiz deyip biniyoruz
tekneye ve dönüşe geçiyoruz, kıyıya yanaşınca bu sefer karadan keşfe
çıkıyoruz ve sular içinde bir başka görkemli camii.



Öğreniyoruz ki yabancı turistler de sık sık geliyor Halfetiye hatta kano ve bisikletle kombine edilmiş çok güzel de bir rotaları var bir dahaki sefere
deyip, siyah güllerimizi de kolumuzun altına alıp Gaziantep'e doğru yola çıkıyoruz.

ŞANLI URFA - HALFETİ

Yol üstündeki fıstık ağaçları


Kahvaltıda yenilen ciğerleri hazmedemeden birer şişe sodamızı alıp tekrar
yollara düştük. Bu sefer istikamet merakla beklediğimiz Halfetiydi, yaklaşık
45 dakikalık bir yolculuk sonrası Halfeti sapağına vardık ve 35 km daha gidip
bu güzel kasabaya ulaştık.



Hikayesi de kendisi kadar enteresan bir yer Halfeti, Birecik barajının
yapımı sonucu sular altında kalmadan evvel yemyeşil bir kasabayken şimdi
Güneydoğu'da oldukça popüler bir turizm merkezi, eski Halfeti denilen sular
altında kalan kısımda yaşayan çok az kişi var çoğunluk devletin yaptırdığı
yeni Halfeti'deki toplu konutlarda yaşıyor. Bu durumdan da pek memnun değiller
ama mecburlar.

Halfeti'nin eski resimlerini görünce bu memnuniyetsizlik çok anlaşılabilir
öte yandan belki de Halfeti'nin bu kadar duyulmasının da sebebi aynı
ve tabi ki bir de dünyaca ünlü siyah gülleri.



Arabayı parkettikten sonra hemen kalkmak üzere olan bir teknede yerimizi alıp vakit kaybetmeden gezimize başlıyoruz.





Baraj gölünden çok denize benziyor, oldukça da derin ama sular çekilince
mezar taşlarını bile görebiliyoruz diye anlatıyor rehberimiz, öyle 20
dakikalık bir tekne gezisi değil yaklaşık 1 saati buluyor, hava mükemmel
teknedeki aile pikniğe çıkmış gibi bize de börek ve çay ikram ediyorlar,
keyifle kabul ediyoruz ikramları.



30 dakikalık yolculuk sonunda resmini görüp buralara gelmeye bizi ikna eden
sular içindeki cami minaresine varıyoruz, biraz hüzünlü bir resim, hemen
yanında eskiden çocuklarının oynadığı bahçeye şimdi tekneler yanaşan
güleryüzlü aile bize çay ikram ediyor, Savaşan köyünün son evsahipleri onlar.





Közde pişen çayın tadına doyum olmuyor gene geleceğiz deyip biniyoruz
tekneye ve dönüşe geçiyoruz, kıyıya yanaşınca bu sefer karadan keşfe
çıkıyoruz ve sular içinde bir başka görkemli camii.



Öğreniyoruz ki yabancı turistler de sık sık geliyor Halfetiye hatta kano ve bisikletle kombine edilmiş çok güzel de bir rotaları var bir dahaki sefere
deyip, siyah güllerimizi de kolumuzun altına alıp Gaziantep'e doğru yola çıkıyoruz.

30 Aralık 2010 Perşembe

ŞANLI URFA - CİĞERCİ AZİZ USTA



Cumartesi öğlen vardığımız Urfa'dan Pazar günü vakitlice ayrılmamız
gerektiğinden her şeyi gördük diyemeyiz ama en azından kahvaltıda meşhur
ciğerinin tadına baktık.



Kahvaltıda ciğer yeme fikri ilk önce bize pek iç acıcı gelmediyse de,
çarşıdaki alçak masalarda yerinizi alıp kokuları duymaya başlayınca günün
hangi saatinde olduğunuzun pek bir önemi kalmıyor. Ciğerci Aziz Usta'da
servis de oldukça enteresan, önce önünüze keskin bir bıçak ve kesme tahtası
geliyor.



Masanın ortasındaki sepetten soğanınızı alıp ayıklıyorsunuz bu esnada
masaya ulaşan nefis közlenmiş biberleri de temizleyip beklemeye başlıyorsunuz.



Lavaş içinde size ulaşan lokum kıvamında kömürde pişirilmiş ciğerlere
zevkinize göre baharatları ekleyip yanında da bakır tasta servis edilen
ayranınızı yudumluyorsunuz. Ben ciğeri seven biri olarak şunu
söyleyebilirim Urfa'da ciğer yedikten sonra sanırım başka bir yerde
ciğer yemeniz zor zira bu lezzeti başka bir yerde bulmanız da imkansız.

ŞANLI URFA - CİĞERCİ AZİZ USTA



Cumartesi öğlen vardığımız Urfa'dan Pazar günü vakitlice ayrılmamız
gerektiğinden her şeyi gördük diyemeyiz ama en azından kahvaltıda meşhur
ciğerinin tadına baktık.



Kahvaltıda ciğer yeme fikri ilk önce bize pek iç acıcı gelmediyse de,
çarşıdaki alçak masalarda yerinizi alıp kokuları duymaya başlayınca günün
hangi saatinde olduğunuzun pek bir önemi kalmıyor. Ciğerci Aziz Usta'da
servis de oldukça enteresan, önce önünüze keskin bir bıçak ve kesme tahtası
geliyor.



Masanın ortasındaki sepetten soğanınızı alıp ayıklıyorsunuz bu esnada
masaya ulaşan nefis közlenmiş biberleri de temizleyip beklemeye başlıyorsunuz.



Lavaş içinde size ulaşan lokum kıvamında kömürde pişirilmiş ciğerlere
zevkinize göre baharatları ekleyip yanında da bakır tasta servis edilen
ayranınızı yudumluyorsunuz. Ben ciğeri seven biri olarak şunu
söyleyebilirim Urfa'da ciğer yedikten sonra sanırım başka bir yerde
ciğer yemeniz zor zira bu lezzeti başka bir yerde bulmanız da imkansız.

ŞANLI URFA - CEVAHİR KONUKEVİ



Yine Urfaya gelmeden evvel yapmış olduğumuz araştırmalarda, yöresel Urfa yemekleriyle meşhur Cevahir konukevi pek çok kez karşımıza çıkınca, Urfa'daki akşam yemeği lokasyonu da belli oldu.





Cumartesi akşamı özellikle düzenledikleri sıra geceleriyle meşhur olan Cevahir konukevinde konaklama imkanı da var. Biz hem çok yorgun olduğumuzdan hem de biraz geç kaldığımızdan sıra gecesine katılmayıp ortadaki avluda yemeğimizi yedik.



Sırasıyla lahmacun, içli köfte üzeri soğuk yoğurt çorbası, borani, ezme
ve son olarak da meşhur saç kavurmalarını denedik. Fonda da bize alt
salondan sıra gecesi katılımcılarının neşeli kahkaları eşlik ediyordu.





Saat 23:30 gibi otelimize yürüyerek dönerken sokaklarda pek çok insan
vardı.Çocukları ve diğer hanım arkadaşlarıyla sohpet ede ede dolaşan
hanımlar, beyler, gençler. Biz İstanbul'da pek çok semtte bu saatte bu
kadar rahat dolaşamazken Urfa'da bu kadar sakin ve huzurlu dolaşmayı
önce yadırgasak da sonra Güneydoğudaki yaşam hakkında ki önyargımızın ne
kadar kuvvetli olduğunu bu kadar yakından görmek içimizi burktu.

ŞANLI URFA - CEVAHİR KONUKEVİ



Yine Urfaya gelmeden evvel yapmış olduğumuz araştırmalarda, yöresel Urfa yemekleriyle meşhur Cevahir konukevi pek çok kez karşımıza çıkınca, Urfa'daki akşam yemeği lokasyonu da belli oldu.





Cumartesi akşamı özellikle düzenledikleri sıra geceleriyle meşhur olan Cevahir konukevinde konaklama imkanı da var. Biz hem çok yorgun olduğumuzdan hem de biraz geç kaldığımızdan sıra gecesine katılmayıp ortadaki avluda yemeğimizi yedik.



Sırasıyla lahmacun, içli köfte üzeri soğuk yoğurt çorbası, borani, ezme
ve son olarak da meşhur saç kavurmalarını denedik. Fonda da bize alt
salondan sıra gecesi katılımcılarının neşeli kahkaları eşlik ediyordu.





Saat 23:30 gibi otelimize yürüyerek dönerken sokaklarda pek çok insan
vardı.Çocukları ve diğer hanım arkadaşlarıyla sohpet ede ede dolaşan
hanımlar, beyler, gençler. Biz İstanbul'da pek çok semtte bu saatte bu
kadar rahat dolaşamazken Urfa'da bu kadar sakin ve huzurlu dolaşmayı
önce yadırgasak da sonra Güneydoğudaki yaşam hakkında ki önyargımızın ne
kadar kuvvetli olduğunu bu kadar yakından görmek içimizi burktu.

ŞANLI URFA - TARİHİ HANLAR SOKAKLAR



Urfa konusunu kapamadan yazdan kalma bir Aralık günü makinemize takılan
güzel resimleri de paylaşmak istedim.



Urfa kapalı çarşılarıyla meşhur, bakırcılar,baharatçılar, kumaşçılar
hepsinin ayrı bir kapalı çarşısı var.Mimari olarak bizim ilk dikkatimizi
çeken bu kapalı çarşıların Marakeştekilere benzerliğiydi, mimari neredeyse
bire bir aynı, motoruyla daracık sokaklarda hız yapan Urfalı gençler de
eklenince pek bir fark kalmıyor.



Beylerin de hanımlar gibi baş örtüleri var, hatta bazıları hanımlarınkinden de
gösterişli, rengarenk. Hatta o kadar fazla mor başörtülü bey gördüm ki
dayanamayıp bir satıcıya belli bir aşirete mensup olup olmadıklarını sordum
aldığım cevap ise daha ilginçti bu sene mor en moda renkmiş Urfa'da.



Ben Urfayı çok sevdim aslında dedemin doğumyeri ve uzun süre yaşadığı bir yer olmasının da kuşkusuz bu durum da etkisi var ama Urfalıların çok güleryüzlü ve misafirperver olması en büyük etken.